DUYU ORGANLARI VE REKLAMCILIK AÇISINDAN ÖNEMLERİ

 

İnsan dış dünyayı, duyu organları sayesinde bilir. İnsan organizmasının, yani ben kişiliğinin dışında olup biten görünümler ve olaylar, sinirsel süreci tetikleyen uyarılar vasıtayla, duyguları harekete geçirir. Uyarılar, duyu organlarının sinirsel yapılarına uygun niteliktedir (örneğin ışık dalgaları ve göz). Uyarı, duyulmak suretiyle, dış algılamanın sebebi konumuna gelir. Duyu organlarının hassasiyeti, uyarılma tavanı ve eşiği ile sınırlıdır. Uyarılma tavanı, duyu organlarının uyarıları tespit edebildiği en üst sınırdır. Uyarılma eşiği ise, en küçük duyuların yer aldığı alt sınırdır. Bu doğrultuda ultra sesler duyulmaz, ultra renkler görülmez. Uyarı bedenin kendi içinden geliyorsa, iç algılamadan söz edilir -ama bunlar konumuz dışındadır,

Mozaik taslağı ve ilişkilendirme öğretisi vasıtasıyla, insanın duyu organlarının algılamasını açıklamaya çalışan ve şu ana kadar geçerli olan algılama teorisine göre, hissetmek, bir tür işlenmemiş hammaddedir. Algılama ise, işlenmekte olan hammaddedir (Giese). Bu anlayışa göre, “algılama,” “bilinçli algılamanın”, yani idrak etmenin, bir algıya yönelik bilincin belirlenmesinin ön aşamasıdır. Felsefi psikolojinin önemli sayılabilecek prensiplerine dayanak olan bu açıklama, bütünlük öğretisinin kabul edilmesiyle, sorgulanır olmuştur. Buna göre, algılama sorunları ön plana konul* muştur. E.R.Jaensch ve W.Metzger, bu tezi, psikolojinin bir ana kolu haline getirdiler. Bunun yanı sıra, Princeton üniversitesinin bir mensubu olan, Profesör W.Kohler tarafından 1956 yılında, Hamburg’ta dile getirilen en yeni beyin araştırmaları sonuçları, algılamanın bütün olgularına yeni bir bakış açısı getirecek niteliktedirler.

Bu araştırmaların sonuçları, Geştalt psikolojisine işaret etmektedirler. Duyuların beyindeki yerini bulmaya yönelik tıbbi, antropolojik ve özellikle elektromanyetik araştırmalar önceden de yapılmıştı. Buna rağmen Geştalt psikolojisi kendisini başlangıçta kabul ettiremedi. Duyular ve beyin fonksiyonları konusundaki en yeni araştırmalar -özellikle göme alanları konusundaki araştırmalar periferik sinir sistemi ve beyin liflerinde meydana gelen faaliyetler arasındaki bağlanılan ve etkileşimi, deneysel olarak kanıtlamışlardır. Bu araştırmalar, ilişkilendirmelerin, algılama ile sonuçlanan, bir dizi uyarıdan oluştukları yönündeki, geleneksel anlayışı sarsmışlardır. Bu sonuçlar doğrulandığı takdirde, psikoloji, doğa bilimlerinden, yeni ve önemli bir itici güç almıştır demektir Bu gerçekten devrim anlamına gelebilir. Renk, şekil ve sesler den, yani tamamen psikolojik şeylerden kaynaklanan veya bunların duyulmasını sağlayıp, takip eden elektriksel beyin akımları, insanı, doğa felsefesi ve antropoloji alanlarına giren son derece karmaşık sorulara yöneltir. Reklamcılıkla yükse seviyede ilgilenenler, bu gelişmeye titizlikle dikkat etmelidirler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir